Türk - İslam MİMARİSİ 1

  • Türk - İslam Mimarisi 1


Fizik'te “hareket”lerin yörünge itibariyle üç şekli vardır: doğrusal hareket, eğrisel hareket ve dairesel hareket. Aristoteles'ten tevarüs eden kadim Fizik, eğrisel hareketi hesaba katmayıp doğrusal ve dairesel hareket üzerinden varlıkları tanımlamıştır. Bu düşünceye göre gökyüzündeki varlıkların hareketi dairesel, yeryüzündeki varlıkların hareketi doğrusal kabul edilmişti. Doğrusal harekete konu olan nesnelerin başlangıç ya da bitiş noktası bilin(e)mediği için var oluş – bozuluş – yok oluş prensibine tabi oluyorlardı. Dairesel harekette ise başlangıç ve bitiş noktası müspet olduğundan dolayı dairesel hareket üzre var olan nesneler süreklilik/kalıcılık arz ederdi. Tarih öncesi dönemlerde nerdeyse bütün toplumlar gökyüzündeki varlıkları kutsal kabul etmiş ve yaşamlarını ona göre şekillendirmişti. Sümer ve Antik Mısır'da var olan “hayat ağacı” ve güneş-tanrı inanışı, Moğollarda “ger mimari”si, Azteklerdeki “kubbe mimari”, İnkalarda güneşin kutsallığı, Türklerdeki “tengri/tanrı” [tengrinin manası “kubbe” demektir] ya da genel anlamda gök-tanrı inancı v.s hepsi bu anlayışın tezahürüdür.

Prehistorik dönem böyle bir kabulleniş vardı da sonrasında değişti mi? Antik Mısır'da yuvarlak/halkalı cisimlerin sonsuzluğu/uzun yaşamı sembolize etmesinden dolayı, özellikle evlenen çiftlerin -evlilikleri uzun ömürlü olsun diye- yüzük takma ritüeli hala uygulanmıyor mu? “Felaket” kelimesinin “felek”ten türediğini, “felek”in yıldızların döner küresi anlamına geldiğini, yani başa gelen uğursuzlukların, musibetlerin gök-merkezli olduğu inancını kim yadsıyabilir? Peki ya kiliseler, bazilikalar neden dikdörtgen bir zemin üzerine oturtulmuş kubbe şeklindedir veya neden camiilerde kubbe vardır? Selçuklu, Osmanlı mimarisi neden “kubbe/daire ve kare” merkezlidir? Camiilerin tepesine konulan “alem”in manası nedir? İşte dönemin Fizik, Astronomi, Sosyoloji ve hatta Siyaset Bilimi anlaşılmadan, çözümlenmeden bunlara cevap vermek çok zor...

Türk-İslam mimarisinde hakim olan semboller kare ve bir küre kesiti olan dairedir. Kare'nin açılımı “anasır-ı erbaa” yani toprak, su, ateş ve havadan oluşan dört unsurdur. İslam düşüncesine göre evrenin ortaya çıkışı bu dört unsurun bir araya gelmesinden oluşur. [İlk insanın toprak ve suyun birleşiminden yaratılmış olması, sonra ilahın ona ruhundan üflemesi ] Haliyle “kare” insanı, insanlığı ve dolayısıyla “millet”i remzeder. Küre yani daire ise gökyüzünü, yani Allah'ı, Allah'ın kudretini ve onun dünyadaki halifesi olan “sultan”ı, “padişah”ı, geniş anlamıyla “devlet”i temsil eder. İşte bu anlayış ve kabulleniş üzre camiilerin tabanı genelde kare ya da kareye yakın, tavanı ise kubbe ile örtülerek “kul-ilah”, “millet-devlet” birlikteliği mimari anlamda sağlanmış olurdu.